Dörtyol’un Sesini Kaybetmek: Yerel Gazete ve Halk
Merhaba değerli Dörtyol sakinleri. Köşe yazıma başlamadan önce kendimi biraz tanıtmak istiyorum. Ben Burak Özdemir, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik 4 sınıf öğrencisiyim. 1 ay sürecek yaz stajımı Dörtyol Yeni Doğuş Gazetesi bünyesinde yapmaktayım. Stajımın üçüncü haftasında; gazete, sosyal medya ve internet sitemiz aracılığı ile size hizmet vermekten gurur duymakla birlikte, Dörtyol sakinleri ile daha fazla sohbet edememenin üzüntüsünü duyduğumu tüm samimiyetimle sizlere aktarmak isterim. Bu üzüntü kapsamında sizlerle bir köşe yazısında bir araya gelmek ise beni mutlu ediyor. Şimdiden zamanınızı bu köşe yazısını incelemeye ayırdığınız için müteşekkirim. İyi okumalar…
Tarihten şimdiye yerel gazeteler
Öncelikle tarihsel gelişmeler ile kafanızı fazla şişirmeyeceğimi belirtmeliyim. Yalnızca birkaç önemli noktaya değinmem bu köşe yazım için yeterli olacaktır. Yerel gazetelerin, ilk örnekleri Vilayet Gazeteleri adıyla 1860 yılında Osmanlı’da görülmüştür. Geçen 163 yılda siyaset ve toplumun şekillenmesi ile yerel gazetelerde şekillenmiştir. İlk örneklerinden bu yana siyasi iktidarlar ve toplumun arasında köprü görmekle birlikte; toplumun ideolojilerini aktarmaktan da geri kalmamıştır. Hizmet verdiğimiz bu süreç zarfında birçok değişime tanıklık etmiş, işgal ve savaş yıllarında milli mücadelenin sesi, darbeler de ise bu süreçten en çok zarar gören mesleklerden bir tanesi olmuştur. Birçok gazeteci zorlu zamanlarda esir edilmiş, işkenceye maruz kalmış yine de meslek aşkından ve halkın sesi olmaktan vazgeçmemiştir. Yapılan her türlü sansüre, ödeyemeyeceği giderlere ve tekelleşen medyaya karşı Yerel Gazeteler gösterdiği savaşçı tutumunu asla yitirmemiş, hâlâ yerel halkın aynası “sesi” olarak üstlendiği kutsal görevini sırtında yorulmadan taşımanın amacını gütmektedir. Zamanla gelişen ve üstesinden gelinen bu sorunların dışında gözlemlerime göre yeni bir sorun baş göstermekte, bir halkın sesini kaybetmesi.
Diyaframdan nefes almak, gür konuşmak!
Her gazetecinin bildiği meslek anlamı, “Toplumun aynası” tanımlamasıdır. Aynı anlamda kullanılabilecek bir diğer tanımlama ise “Halkın sesi” tanımlaması olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda yerel gazeteler halkından ayrı tutulamaz çünkü gücünü halkından, bulunduğu yöreden alır. Bir yerel gazete için en önemli nokta, artan masraflar ya da kazanç azlığı değil; halkının sesidir. Yerel gazetelerin buradaki önemli görevi bir düşünceye resmiyet kazandırmasıdır ama destek görmeyen, okunmayan ve paylaşılmayan düşünce; ne kadar gerçek ya da ses getirecek olursa olsun, unutulması kaçınılmazdır. Burada siz sevgili Dörtyol halkıyla biraz dertleşmek benim görevimdir. Her ne kadar Dörtyol’da büyümemiş olsam da meslek etiğim kapsamında Yeni Doğuş Gazetesine adım attığımdan beri hemşeriniz sayılırım. Türkiye’nin geçmiş olduğu siyasal rejimler kapsamında halka dayatılan düşüncelerin gayet farkındayım. Bende farklı yerlerde bu düşüncelere duymuş, maruz kalmışımdır. Bu düşünce türü sessizliği öğütleyen “düşünceni dile getirme başın derde girer.” temsili sözleriyle kendini gösterir. Bu düşünce asılsızdır, çünkü demokrasi çarkı halkın en küçük zümresinin sessizliğinden bile etkilenecek, dönüş hızı sekteye uğrayacaktır. Bu nedenle birinin özgürlüğünü engellemeyecek her düşünceyi dile getirmek yalnızca yapabileceğiniz bir şey değil, siz değerli halkımıza verilen görevdir. Bir haberi paylaşmak ve yorumlamak en doğal hakkınızdır. Gazetelerce dile getirilen herhangi bir sorun haber haline getirildikten sonra türü spor, siyasal ya da güncel; değişen gündem ile unutulma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Haberin kalıcılığı her şeyin merkezi; halkın tutumuyla doğru orantılıdır. Bir haberin sahiplenilmesi, paylaşılması, konuşulması yani halk tarafından verilecek herhangi bir etkileşimi kadar ömrü ve gücü artacaktır. Bir kartopu korkutucu değildir veya müdahale gerektirmez ama bir çığ derhal müdahale edilmesi gereken bir konu olacaktır. Diyaframdan nefes alalım, her şeyin merkezindeki halk olduğumuzu; en güçlü yapı taşı olduğumuzu hatırlayalım, bu ulaşılmaz gözüken dağlara son bir kez göz gezdirelim ve bağırarak o çığa neden olalım!
Globalleşme ile gelen küçük insan düşüncesinin saçmalığı: Hepimiz bireyiz ve güçlüyüz!
Ulaşılmaz gözüken dağlar; devlet yetkilileri, firma yetkilileri; yani bir sorunu çözmek için adım atması gereken herhangi kişi, kurum ya da topluluk olarak nitelendirilebilir. İyi de hemşerim hangi birine dediğinizi duyar gibiyim. Peki alan gerçekten alan bu kadar geniş mi? Ceplerimizdeki küçük canavarlar; telefonlar ile tek dokunuşla dünyanın öbür ucuna gidebiliyoruz. Sanal dünya diye de adlandırılan bu uçsuz bucaksız yer kaplamayan dünyayı ben bir okyanus gibi nitelendirmekteyim. Okyanusun enginliği ve keşfedilme potansiyeli içinizi kıpır kıpır ediyor olabilir. Lakin okyanusta pusulasız kalmak çok tehlikelidir. Oradan oraya savrulurken kendinizi bu okyanusta çok küçük hissedebilir ve düşüncelerinizin değersiz olduğunu düşünebilirsiniz. Yanılıyorsunuz değerli hemşerilerim çünkü bu okyanus yapay. Gerçekliğe döndüğümüzde etkili olduğumuz alan yalnızca küçük bir göldür ve bu küçük gölde inanılmaz potansiyele sahipsiniz. Gölün suyunda serinlemekten, içinde balık tutmaktan ve manzarasının tadını çıkartmaktan çekinmeyin. Okyanusu keşfe çıktığınızda eviniz olan bu gölü unutmayın ve pusulasız çıkmayın; yerel gazeteler olarak pusulanız olmaktan çekinmeyeceğimizi ve her sorunuza yanıt vermeye çalışacağımızı da bilmenizi isterim. Sizlere veda ederken bir alıntıyı da siz değerli Dörtyol halkıyla paylaşmak isterim.
“Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.” – Mamatha Gandhi.
Benzer Haberler
AKUPUNKTUR NEDİR?
HACAMAT
SİYASETTEKİ PROJE ALGILARI
SEÇİMDEN ANALİZLER...
ORUÇTAKİ ÖNEMLİ EHEMMİYETLER...
İktidarın Gücünü Elde Etmek İsteyen Siyasetçiler...
Dörtyol Devlet Hastanesi Ortopedi Ekibi ve Personeline Teşekkür
Sen Nasıl Annesin (!)